Sen yorulma ben toplarım
İbretlik bir paylaşım: http://www.plosone.org/article/info%3Adoi%2F10.1371%2Fjournal.pone.0016655
Ben bu nörosayıns hevesine çok sıcak bakmıyorum. Fazla nöroculuğun sonu şizoculuk gibi geliyor bana. Muhafazakar elbette değilim ama nörosayıns vasıtasıyla içgörülerin sırrını çözme ve bunu pazarlamanın malzemesi yapma heyecanına katılamıyorum, katılmak da istemiyorum. İnsan pazarlamanın öznesi tabii ama deneği de olmasın yahu.
Pazarlama bir ilim değil, pratiktir agalar beyler. Türlü ilimden destek alır. Biz halen eleştirel düşünme (critical thinking) prensiplerini doğru düzgün pratiğe oturtamamışken vaktimizi ve paracıklarımızı nörosayıns’a yatırmanın mantıklı olmadığını düşünüyorum.
Önce bir Stephen King üstadımızın buyurduğu gibi yaptıklarımızı critical control’e tabi tutalım, eksik gedik birşey kalır, boşlukları dolduramaz isek beyinleri kurcalarız.
İronik bıyıklı, Amerikan traşlı (tavuk götü gibi, değil gibi), tişört üstü kadife ceket, sıfır beden hipster genç! Hoşgeldin memleketimize!
Bu abuş dostlarımızı ‘yaşasın çılgın atıyorum’ veyahut ‘abuşundan ninesine tüm Türkiya’yı kucaklıyorum’ stayla reklamlarda görmeye başladık yavaş yavaş.
Emre Özbay muhteşem blogu http://dejenerator.tumblr.com/’da bu şaşkalozlar hakkında aynen şöyle buyuruyor:
‘Abuş’ modası hızla yayılıyor!
Beş sene önce böyle gözlüklü kıl yumağı kostümüyle ortamlara çıksan hiçbir kadın yüzüne bakmazdı. Şimdi bir abuş modası aldı yürüdü. Artık ecnebi filmlerden midir, indirmeli dizilerden midir nedir kızlar abuş style hastası oldu (Ay ben beş sene önce de böyle adamlardan hoşlanıyodum demeyin alnınızı karışlarım)
Feysbukta ‘Apaçiler. Ahahaha!’ diyerekten apaçi gençlerimizle kafa bulurken iyi. Alın size abuş style. Ben de film festivallerinde, iş çıkışı saati reklam ajansı önlerinde gördüğüm abuşlara gülüyorum işte. Hatta ahahahahaha!
Hem Apple’ınn açtığı çığırın (tablet pazarı) ardından koş, sonra da teknoloji cicişliğiyle ‘farklıyım ben yaaa’ reklamı yap. Üstüne üstlük bir de 1984 göndermesiyle geek tayfasına ce-ee yapıcam derken zeka olarak fersah fersah geride kal, ortaya da elle tutulur bir argüman koyama. Ah be Motorolam. O göz kırptığın geekler seni twitter’ında sallasın da bir kendine gel şöyle.
Bir inanışa göre iletişim kampanyalarının etkisini artırmak için bir antagonist/düşman/rakip/kötü adam belirlemek çoğunlukla işe yarar. Pazarlama ile hikaye yazıcılığı arasında paralellikler kurmaya bayılan zevat için bu önerme zaten bir önkabuldur. Bu kişilere göre esasında döne dolana yaptığımız şey pazarlama kisvesi altında hikayeler yazmaktır. Hikayenin iyi adamı caanımız markamızdır. ‘Kötü adam’ hikayesine göre ya bir rakiptir, bir davranıştır, ya da bir konvansiyondur.
Bu üstün götolojik girişi ’sigara içmeyin sakın haa!’ reklamlara bağlayacağım. Şu en son süngerli reklamı ele alalım misal. ‘Ey sigaracı dümbelek. Sen sigara içerek ciğerini bu hale sokuyorsun’ yapan bu ve bunun gibi reklamlar kötü adam olarak sigarayı değil de sigara içen vatandaşı belliyor gibi geliyor bana. Bu tip reklamlar sigaracıları salak yerine koymakla kalmıyor, bir de inceden kalayı basıyor. O da yetmiyor içmeye devam edersen mortu çekersin demek suretiyle bir de tehdit ediyor. Benim bildiğim sonu iyi biten hikayelerde kötü adam cezalandırılır. Bu hikayelerde iyi adamın başına gelmeyen kalmıyor!
Üstadım Stephen King’in de dediği gibi mühim olan iletişimde senin ne söylediğin değil adamın söylediğin şey ile ne yaptığı. Sen mesajını iletirken adamı salak yerine koyar, üstten üstten parmağını sallayıp adamı korkutursan adam senin mesajını almayı bırak, üzerine de bir sigara yakar. Benim naçiz pazarlama görgüm bunu söylüyor.
Ben olsam:
- Önce o parmağı bir indiririm.
- Kötü adam olarak vatandaşı değil sigarayı belirlerim.
- Mesajımı ölüm cezası üzerinden değil ödül üzerinden kurgularım. Zira ölüm her zaman için çooook uzak bir gelecek gibi gelir insana. (Her ölüm erken ölümdür kafası). Ölümle korkutursan adamı sigarayı bırakmayı sürekli erteler. Nasıl olsa daha çook vakit vardır.
- Ödül olarak ise ortaya cazibeyi atarım. Canım cıvanım sende bu güzellik varken niye cıgarayla sarartasın dişlerini, yıpratasın cildini derim. Zira şekil-şemal ve güzellik merakının tavana vurduğu şu asri zamanlarda davranış değiştirmek içün daha cazip bir ödül gelmiyor aklıma.
Kıssadan hisse: Davranış değiştirmek istiyorsan parmağı indir, sırtı sıvazla ve ‘kötü adamını’ iyi belirle. Aksi takdirde osuruktan teyyare, selam söyle o yare.
Eğer ki ‘bu ne tutarsızlık kardeşim. adam bu söylediklerine tamamen zıt bir üslupta kalayı kaymış reklamcıya’ derseniz. Cevabım şudur: Benim davranış değiştirmeye niyetim yok. Kim ne isterse onu yapsın. İsteyen sigara içsin, isteyen bütçesini sokağa atsın!

Bana soracak olursan iyi araştırma metodu yoktur, iyi araştırmacı vardır. (Ya da kötü araştırma metodu yoktur, kötü araştırmacı vardır da diyebiliriz. Kafana göre)
Benim bu crowd-sourced research’lerden toplanacak verinin kalitesine ve güvenilirliğine pek itimadım yok şimdilik. Amma ve lakin mahir gözler ve ellerin konuya el atmasıyla işin rengi değişebilir.
Zihin kaşındırıcı bir yaklaşım.
Internoş üzerinden paylaş paylaş bir haller oluyorsanız bu aplik tam sizlik.
Submitted by Bruno M.
En tiksindiğim, en yalan, en samimiyetsiz, en yüzsüz pazarlama aktivitesi bu. Bi de sanki çok önemliymiş gibi isim koymuşlar ‘flash mob’ diye. Allah müstehakınızı versin. Bu arada reklamcı olup da reblog ettiğim bu güzide siteyi hala görmeyenler varsaçok şey kaçırırsınız diyeyim.
956 senesinde kendi halinde mazbut bir ev hanımına deney mahiyetli el es di veriyorlar. Ablamız maddenin de etkisiyle enteresan bir zihinsel yolculuğa çıkıyor. Deneyin sonuçları hakkında bihaberim, amma ve lakin maddenin toplumsal ölçekteki etkisi hepimizin malumu.
Amman diyim beyinler yanmasın. Zira iddia edildiği gibi beyin bedava değil.